Şizofrenide Psikoterapinin İlk Koşulu: Şizofreni ve Tedavisine İlişkin Psikoeğitim

 

Dr. Oya Mortan Sevi

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

- Şizofreni hastalarının tümünde saldırganlık belirtileri görülmez. Dolayısıyla şizofreni hastası olan bireyler potansiyel katil değildir. Saldırgan davranışlar gerçekleşse bile çoğunlukla yakın aile bireyleri ile sınırlı kalmaktadır.

 

- Şizofreni iyileşmeyen, düzelmeyen, dolayısıyla uğraşılması gerekmeyen bir rahatsızlık değildir. Şizofreni tanısı alan bireyler tedaviden farklı düzeylerde fayda görürler.

 

- Psikotik belirtiler yalnızca şizofreni hastalarında görülmez. Sağlıklı kişilerde de alkol/madde kullanımına bağlı olarak; ağır stres/travmalar sonucunda; uzun süre uykusuz, susuz, yiyeceksiz kalma; uzun süre hapishane benzeri hücrede kalma durumlarında; “sesler duyma, gerçek ve hayali ayırt edememe, şüphe ve yoğun korku duyma” gibi belirtiler oluşabilir. Ancak bu kişilerde bu koşullar ortadan kalktığında belirtiler de ortadan kalkar.

 

Şizofreni nasıl oluşur: Stres-Yatkınlık Modeliyle tanışalım

 

Şizofreni tanısı alan bir bireyin yük kaldırma gücü (dayanıklılığı) düşüktür, yani rahatsızlığı geliştirmek için genetik, psikolojik ve fiziksel bir duyarlılığı bulunmaktadır. Yük kaldırma gücünü aşan stresli yaşam olaylarıyla karşılaşması durumunda denge bozulmakta ve kişi psikotik bir epizod içine girmektedir. Bir kese kağıdı, bir de peçete kağıdı düşünün. peçete kağıdı kese kağıdından daha kolay yırtılır. Yani daha dayanıksızdır. Peçete kağıdına 1 elma koysanız yırtılır, kese kağıdı ise 3-4 elmayı rahatlıkla taşır. Şizofreni tanısı alan bireylerin yük kaldırma gücünü peçete kağıdına benzetebiliriz. Bu nedenle en ufak bir stresle karşılaştıklarında psikotik bir epizod ortaya çıkabilmektedir.

 

Psikotik epizod (alevlenme) nedir?

 

Genellikle içe kapanma ile başlayan ve kişinin giderek daha az başkalarıyla vakit geçirdiği, kendi kendine konuştuğu, başkalarının duymadığı sesler duyduğu, başkalarının görmediği görüntüler gördüğü, insanların onu takip ettiğine, ona zarar vereceğine, onu zehirleyeceklerine, öldüreceklerine inandığı, bu korkuları nedeniyle uyku uyuyamadığı, yemek yiyemediği ve sokağa çıkamadığı süreçtir. Kişi düşünce yapısındaki bozulmalar nedeniyle kimi zaman anlamsız, amaca ulaşamayan biçimde konuşabilir, kimi zaman ise hiç konuşmayabilir. Yüz ifadesi çoğunlukla donuktur. Yoğun kaygı ve depresif belirtiler de sıklıkla bu sürece eşlik etmektedir.

 

Şizofreni nasıl tedavi edilir?

 

Şizofreni hastalık semptomları ve hastalığa eşlik eden sorunlar nedeniyle ağır ve önemli olmasına rağmen, günümüzde iyi tedavi edilebilen bir bozukluk olarak kabul edilmektedir. Tedavisinde genellikle antipsikotik ilaç kullanımının yanı sıra ilaç kullanılamayan ya da ilaç tedavisine yanıt vermeyen olgularda elektrokonvulsif tedavi (EKT) gibi organik teknikler kullanılmaktadır. Ancak hem organik hem psikososyal bileşenlere odaklanan bütüncül bir yaklaşımın benimsenmesinin yararlı olduğu üzerinde durulmaktadır. Tedavide antipsikotik ilaç tedavisi temel öneme sahip olmakla birlikte, psikososyal tedavi programlarıyla yeterince desteklenmediğinde tedavinin başarısının sınırlı kaldığı düşünülmektedir. Psikososyal açıdan desteklenmeyen ilaç tedavisi tüm belirtileri ortadan kaldıramamakta, arta kalan bilişsel, sosyal sorunları ve negatif belirtileri azaltamamaktadır. Ayrıca psikososyal tedavilerle sağlanan rahatsızlığa ilişkin bilginin, sorun çözmenin, iletişim becerilerinin ve tedaviye uyumun artması gibi sonuçlar sadece ilaç tedavisiyle sağlanamamaktadır.

 

Şizofreniye yönelik psikososyal tedavi yaklaşımları nelerdir?

 

Şizofrenide psikososyal tedaviler bireysel ya da grup temelinde uygulanabilen destekleyici terapiler, psikoeğitim, bilişsel-davranışçı terapiler, aile terapileri ve rehabilitasyon hizmetlerini (uğraş ve meslek edindirme terapileri) içermektedir. Bilişsel davranışçı terapiler ayrı bir yazıda detaylı olarak anlatılmıştır.

 

Destekleyici yaklaşım; hasta ile olumlu bir tedavi iş birliği kurmak, gerçeklik üzerine odaklanarak, günlük yaşam sorunlarının çözümü için önerilerde bulunmak, terapistin kendi bilgi ve deneyimlerini kullanarak hastalar için aktif ve yönlendirici bir şekilde rol modeli olmak ve antipsikotik ilaç kullanımı ve diğer tedaviler konusunda hasta ile ailesini eğitmek ve cesaretlendirmeyi hedeflemektedir. Rahatsızlıktan kaynaklanan kayıp duygusu, yeti yitimi ve etiketlenme üzerinde durmaktadır. Terapist hastanın sorunlarını anlamak için çaba gösterir, tedaviye yönelik motivasyon ve değişme ümidi aşılar, hastanın izolasyon duygusunu azaltıp ait olma hissini güçlendirmeye ve dış dünyada sorunlarla baş etme kapasitesini arttırmaya çalışır.

 

Psikoeğitim, rahatsızlık belirtilerini, nedenlerini, süreci, tedavisi ve sonlanışını birey ve/veya ailesine aktarmayı içerir. Stres-yatkınlık faktörlerinin önemi ve tedavi yaklaşımlarına ilişkin bilgi verir. Alevlenme döneminin özellikleri tanıtılarak bu dönemlerin daha sorunsuz geçirilmesine yardımcı olunur. Bireyin rahatsızlığını daha iyi anlamasını ve tedavisini sürdürmesini amaçlamaktadır.

 

Aile Terapileri: Şizofreni hastayı olduğu kadar aileyi de derinden etkileyen bir bozukluktur. Şizofreninin hem hastanın kendisine hem de ailesine yüklediği zorluklardan kaynaklanan sıkıntı yine hastaya yansıyarak hastalık sürecini olumsuz etkilemektedir. Bu nedenle aile terapisi farklı yönelimler temelinde ve her aileden bir kişinin katıldığı, hastayla birlikte tüm ailenin bulunduğu, birkaç ailenin olduğu gruplar gibi çeşitli şekillerde uygulanabilmektedir. Ruhsal eğitim grupları ailenin tedaviye aktif bir şekilde katılmasını sağlamakta ve bu sayede hastanın belirtilerinin tekrarlama olasılığını da azaltabilmektedir. Ailelere yönelik tedavi programları; hastalığı anlama, kişiliği hastalık belirtilerinden ayrı olarak ele alma, gelecekteki olası nüksleri kabullenme konusunda psikoeğitim; belirtilerin değiştirilmesinde ve nüksün önlenmesinde ilaçların rolünün anlaşılması ve uyumu arttırma; aile içi iletişimi geliştirme ve çatışmaları azaltma; hastaya yönelik eleştirel yorumlardan ve düşmanca davranışlardan kaçınma ve bireysel sınırlara saygı; günlük yaşamdaki sorunların ele alınıp çözümlenmesi becerisini geliştirmeye yönelik problem çözme eğitimi yöntemlerini içerebilmektedir.

 

 

 

 

 

Bilinmezlik insanı en çok korkutandır. Korkan insan kaçınır. Öğrenmekten kaçınır, tanımaktan kaçınır, bir arada olmaktan kaçınır. Şizofreniden bunca korkulması da bu nedenledir. Önce korkup öğrenmekten kaçındığımız için bu konuda oluşan önyargılarımızdan arınalım:

 

Şizofreni ne değildir?

 

- Şizofreni bir zeka geriliği ya da üstün zekalı olma durumu değildir. Şizofreni her zeka düzeyinde görülebilen bir psikiyatrik rahatsızlıktır.

 

- Şizofreni “bunama” ya da “delilik” anlamına gelmez. Şizofreni algılama, düşünme, duygulanım ve davranış alanlarında bozulmaların görüldüğü bir klinik sendromdur.

 

- Şizofreni hastası olan bireyler tembel değildir. Duyduğu sesler, gördüğü görüntüler, çeşitli şüpheler, korkular nedeniyle giderek daha fazla dış dünyadan koparak içe kapanmaktadır. Dış dünyaya olan ilgisini ve yaşam enerjisini yitirmektedir. Basit günlük etkinlikleri yapmak bile onları sağlıklı bir bireye göre çok daha fazla zorlamaktadır.