Yaşamımızın Temel Taşları: İlişkilerimiz

 

Dr. Oya Mortan Sevi

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Böyle bir tıkanma süreci yaşıyorsanız, kendinizi zorlamak yerine; durun ve ilişkilerinizi gözden geçirin. Eşinizle, çocuğunuzla, patronunuzla, annenizle, akrabalarınızla, komşularınızla, arkadaşlarınızla olan ilişkileriniz.. Onlara ifade edemediğiniz, ertelediğiniz, ya da kendinize bile itiraf edemediğiniz sorunların eninde sonunda hayatınızın diğer alanlarını da etkilemesi kaçınılmazdır. Bir ilişkide yaşadığınız sorundan onu görmezlikten gelerek kurtulamazsınız. O sizi er geç başka bir istasyonda yakalayacaktır. Çünkü ilişkilerimiz yaşamımızın temel taşlarıdır. Eğer ilişkilerimizde süregelen bir sorun varsa, bu durum dikkatimizi, yaşama olan ilgimizi, enerjimizi, kendimize ve geleceğe bakışımızı olumsuz etkileyecektir. Ayrıca aynı ya da benzer sorunlar başka bir ilişkide yeniden kendini gösterecektir.

 

Yeni işinizde patronunuz biraz sinirli bir adam. Ne zaman sesini yükseltse kendinizi zavallı bir çocuk gibi hissediyorsunuz. Normalde kendinizi rahatlıkla ifade edersiniz, ama onun tutumu karşısında diliniz tutuluyor. Birkaç gün önce bu durum yine tekrarlandı. Canınız yarınki toplantıya hazırlanmayı hiç istemiyor. Sonuçta yeterince hazırlanamadınız ve toplantı felaket geçti. Patronunuz yine odasına çağırıp sizi azarladı. Kendinizi çok başarısız ve ezilmiş hissettiniz. Bu duyguyla birlikte aklınıza birden “ne zaman hata yapsanız sizi azarlayan babanız” geldi. Babanızı uzun zamandır görmüyorsunuz. Aranız hiçbir zaman iyi olmadı. Ona bu yaptığının size nasıl hissettirdiğini hiçbir zaman söyleyemediniz.

 

Eric Berne “Hayat Denen Oyun” kitabında ilişkilerimizde tekrarlanan sorunları senaryoya girmek ile açıklar. Ne zaman senaryoya girsek yeni bir oyun sahnesi başlar. Örneğin patronumuz bize her sesini yükselttiğinde babamızın bizi azarladığı zamanlardaki gibi hissederiz “Allah’ım ne aptalım, yine hata yaptım.” Ve önceki senaryodaki gibi davranırız. Bu durum hata yapma ve azarlanma ihtimalimizi de arttırır. Bu sahneler tekrarlandıkça sorunlar da çözülmemeye devam edecektir. O sahneden ayrılabilmek için o ilişkimizde üstlendiğimiz rolle de vedalaşmamız gerekecektir.

 

Harriet G. Larner, Dans Eden Benlikler adlı kitabında ilişkilerimizi birer dans olarak tanımlar. Sorunları çözümlemek için dansın adımlarını değiştirmemiz gerektiğini vurgular. İlişkilerimizi sürdürürken o dansın adımlarını kaçırmaya başlayabiliriz ya da yorulup artık dans etmek istemeyebiliriz. Taraflardan ikisi de bu danstan hoşnutsa değişim gerekmez. Ama taraflardan birisi ya da ikisi de rahatsızsa dansın uyumu bozulur. Ya adımlar değiştirilecektir ya da bu dans sona erecektir. Kişilerin bu dönemde psikolojik bir destek alması süreci ve sorunların çözümünü kolaylaştıracaktır. Bu serinin devamı olan Öfke Dansı ve Kandırma Dansı’nda ise yazar, hissettiğimiz duyguları fark etmenin ve uygun biçimde ifade etmenin önemi üzerinde durur. Karşımızdaki kişiyle yaşadığımız sorunları çözümlemek için daha önce benzer duyguları yaşadığımız zamanlara; özellikle de ilk ailemizle ilişkilerimize bakmamız gerektiğini vurgular.

 

Son zamanlarda hayatınızda bir noktada takılı kaldığınızı düşünüyor ve kendinizi “başarısız”, “yetersiz” ya da “değersiz” olarak değerlendiriyorsanız; en son ne zaman kendinizle ilgili benzer şeyler düşündüğünüzü hatırlayın. Bu sahneyi gözünüzde canlandırın. Sonra bu şekilde hissettiğiniz başka sahneler de olup olmadığını düşünün. Hatırladığınız sahneleri yan yana koyun. O sahnelerin her birinde içinizde ifade edemediğiniz duygular ya da iç konuşmalarınız var mı? O duyguları ve aklınızdan geçen sözleri bir kağıda yazın. Sonra kendinize yüksek sesle okuyun. Tekrarlanan sahneleri fark etmek ve bunu kendinize itiraf etmek ilk adımdı. Bu konuda kalıcı bir değişiklik sağlamak istiyorsanız mutlaka psikoterapi desteği almanız gerekir. Şimdi derin bir nefes alın ve değişim için bir adım atın.

 

 

Hayatınızda tıkandığınız, bir türlü ilerleyemediğiniz zamanlar olmuştur mutlaka. Hani iş için yazmak zorunda olduğunuz bir raporu bir türlü bitiremediğiniz ya da önceden yapabildiğiniz ev işlerini artık yapamadığınız; sorumluluklarınızın çok ağır geldiği zamanlardan bahsediyorum. O işi bitirmek için kendimizi daha fazla zorlarız, ama bir türlü yapamayız. Üstelik yapamadıkça kendimizi çok beceriksiz, yetersiz hissederiz. Bir süre sonra ya grip olup yataktan kalkamayız ya da her yerimizde kızarıklıklar baş gösterir. Neden o zamana kadar üstesinden gelebildiğimiz bu işleri artık yapamıyor olduğumuza anlam veremeyiz.